blake!

anaokulunda çalışmaya başlarken, çok büyük korkularım vardı. dünyanın en zor işlerinden birini yapacağımı düşünüyordum. hayatım boyunca baktığım tek bebek oldu, o da, becky’nin oğlu lazarus’tu. lazarus da mutlu bir çocuktu, çok ağlamıyordu ve çok usluydu. beraber uyuduğumuz bile oldu. sabaha kadar bir defa dönmedi bile ama kardeşimin çocuğu öyle değildi. çocuk ile 15 dakika geçmiyordu. bunda, kardeşimin ve eşinin de başarısızlıkları büyük. yani ne olacağı belirsizdi, anaokulundaki gidişatım.

ama. ilk gün anladım ki, hiçbir özel çaba ve yetenek göstermem gerekmiyordu. sadece kendim olmalı ve insan rolü yapmamalıydım. işler harika yürüdü, saatler saniyeler gibi geçti böyle olunca. bir sürü çocuk güldürdüm. kendim de çok güldüm.

dün, en ufak sınıfı aldım. 0.5 yaş grubu. infant. yani süper bebekler. hangi sınıfa gireceğim hiç belli olmuyordu ama bu sınıfı bana vermezler diye düşünüyordum. bu yaş grubu için, diploma isteniyor ve ben daha stajyerim. supervisor’ım, bu yapar diyip, birden bire attı beni oraya. 2 öğretmeniz ve kişi başı 6 bebek! yerde sürünemiyorlar bile! bir de, yaş 1.5-2’ye de çok alıştım son günlerde. tüm hayat motivasyonum lucas ve ben, bugün lucas’ı göremeyeceğim!

onları yemek masalarına sabitlemeye ve mamalarını vermeye başlıyoruz öğretmenle. bazıları oturabiliyor ama bazılarını kucakta, sütle beslemek gerekiyor. sırayla yataktan alıp kaldırıyorum tek tek. sonra blake’i görüyorum. gülümsemesi öyle tanıdık ki! adına ve soyadına bakıyorum. lucas’ın ya kuzeni ya kardeşi. soruyorum, kardeşiymiş!

bendeki mutluluğu görmeniz lazım. içime sokacağım nerdeyse çocuğu, hatta alıp kaçacağım. öyle tatlı! o da beni sevdi. temas bağımlısı. baktı onunla ilgileniyorum, abisi gibi sahiplendi beni, kimseye vermedi. oturdu kucağıma ve sürekli ellerimi ısırdı, parmaklarımı ağzına soktu. allahım, buldukları her şeyi ağızlarına götürüyorlar. arada başka bebeklere de bakıyorum ama dönüp dolaşıp yine blake’le ilgileniyorum. çıkış saatim geldi ama ben çıkamıyorum. biraz daha kalayım, biraz daha kalayım diye hep erteliyorum. blake’i bırakmak imkansız!

dün böyleydi.

pazartesi, gene bu yaş grubunu alırım umarım! blake daha tatlıymış. bugün ise, yatağımdan çıkmayacağım. soğuk algınlığını üzerimden atayım, iyice terleyeyim istiyorum. okulda çalışmanın en zor yanı bu. her bebek, farklı bir enfeksiyon kaynağı. anaokulu da, ne kadar dikkat edersek edelim, mikrop yuvası.

supervisor’ım, iyi dinlen, haftaya seni çoklu aşıya göndereceğim, güçlü bir bünyen olsun, dedi. aslında, birkaç gündür halsiz görünmemin sebebi, soğuk algınlığı değildi. klonopin alıyordum. yarım da olsa, dışarıdan direkt belli oluyor aldığınız. hareketleriniz ve konuşmanız yavaşlıyor.

sadece gerçek hayatta da değil. üzümlü krallık’ta da, hareket edemeyen ve konuşamayan bir çocuk kalpli var. aynı bebekleri kucağına yatırdığı gibi, o da üzümlü kek’in kucağında. ne tuhaf rastlantıları olan bir hayatım var. yoksa, anaokulunda çalışma bilincim, üzümlü krallık’ta mı başladı benim? üzümlü kek’ten mi kopyalıyorum?

beni duyduğunu biliyorum diyor üzümlü kek. sürekli uyandırmaya çalışıyor. istesem uyanırım aslında ama öyle kırgınım ki, sesimi çıkarmıyorum. özür dilerim diye ağlamaya başlıyor. gözyaşlarına dayanamıyorum. uyanıp, tek bir şey soruyorum.

sahtekarlıkların hiç sorun değil, utanman sıkılman gereken hiçbir yanı yok, bir zamanlar kendimi sahtekar sanırdım, koltuğumu sana kaptırdığıma üzülüyorum sadece lakin beni asıl korkutan, oralarda, yaşadıkların, gördüklerin sonrası, senin sinirlerin mi bozuldu, sen de bunları bastırmak için bir şeylere mi sarıldın? onların yan etkileri dolayısıyla mı böyle davranıyorsun? yemin ediyorum, sadece elimi uzatacağım, sadece seveceğim o bozulan şeyleri, ne olur artık bilmem gerek bu neyin nesi üzümlü kek diye soruyorum.

cevabı yazmıyorum ama sonrasında sarılıyoruz. başaracağım, sakın elimi bırakma diyor.

ne olur başar üzümlü kek…

yarın sakın gece alma ilaç, bak ayakta bile duramıyorsun, diyor. sonra yine yatıyorum kucağına. gerçek hayatta, hem hastayım hem de klonopin alıyorum. rüyaya yansıyor.

çalışma haftam bitti, tek aktivite dışında. yarın gece, luminary walk’ta görevliyim. umarım yarına kadar iyi olurum, çünkü hem dondurucu soğukta, hem de uyku vaktimde olacak.

artık soğuk…

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.