talk to yourself.

nesin sen, hayatımın en zor günleri mi? üst üste yaşadığım kötü şeyler, tüm yaşama istediğimi elimden alıyor. 31 ocak rezaletinden sonra, klonopin kullandığım için, her gece istemediğim bir kucakta açıyorum gözlerimi. nasıl olabilir böyle bir şey? bilinç altına girilmişse, aynı şeyler tekrar tekrar yapılmışsa, bunlar kalıcı alışkanlıklar olur. işin en kötü yanı bu zaten, kaçmak istediğin kişinin direkt kucağındasın.

hiç cevap vermiyorum ama susmuyor o kişi.

iyi bitseydi sonu, hiçbir şekilde sorun etmezdim ama bir insan bana, rahatsız oluyorum, ailemden, arkadaşlarımdan uzak dur diyip, hayatımda yoksun, hiçbir zaman hayatımda olmayacaksın da, 7 yıldır anlamadın derse ve aynı zamanda, her blok edilişimde, karşıma hayaller çıkarıp, dur yapma gitme diyalogları kuruyorsa blog üzerinden bana, ruhum zaten hastayken, daha çok hastalanmaz mı? bir de benim için, öyle kolay geçmedi bu bloklar. hepsinde, kendi kusmuğumda boğuluyordum epileptik nöbetler sonucunda. her bayılma, beynimdeki bir şeylerin ölmesi demek. demans hastası olacağım genç yaşımda.

hadi diyelim, o çocuk yalan yanlış konuştu. o çocuk benimle nasıl böyle konuşabildi? ben izin vermedikçe, kimse benimle senin hakkında böyle konuşamaz mesela. benim dalgamı, eğlencemi geçiyorsun. 2 akıl hastanesi, 2-3 gece yoğun bakım, 1 gece hapis, sayısız nöbet, bunlar komik şeyler mi? alaya alınacak şeyler mi? daha yeni vurdum sırtımı. gayet dikkatsizim ilaçlardan dolayı, benim de rampa çıkışı telefonumu almak için o şekilde ilerlememem gerekiyor.

bana attığı mail ile doğruluyor o çocuğu. onun hakkında da hiçbir arkadaşım böyle konuşamaz mesela.

her yerden kanıtım var, o olduğuna dair. oysa, emaillerimi, yazılarımı biriktirdi ki, onlara zaten bloğum da saklasam bile ulaşabiliyor, hiçbir şey yazmadı, bir şey olursa diyecek ki, benim alakam yok, kendi hastalığı. ne diyeyim. onca şeyi üzerime yıkmış, kendi yaptıklarını ben yapmışım gibi gösterdi. zemini de hazır. süper plan. bloklarının sebebini anlamış olduk böylelikle.

sırrı, ne berbat bir şeymiş meğer.

ben kaçamıyorum, çünkü böyle kodladım. ne yaparsan yapsın, savunmasızım, çünkü böyle kodlandım!

hiç gerek yoktu. 6 yıl önce kapısına, tedavi olmuş, evlenmek üzere olan biri olarak çıktığımda, blok atmak yerine, ya kusura bakma, ben istemiyorum, olmaz artık diyebilirdi. blok’tan zevk alıyoruz sanırım. neden bir insan bundan zevk alır? ben her bloke edilişimde, hastanelik, sakinleştiricilik oluyorum. ne gerek vardı ki, bunları yapmaya. sev deseydi, ben severdim zaten. bu push’a hiç ihtiyacım yoktu.

türkiye’deki mezarımdan bile oldum ben. yakın zamanda, tüm dosya medya hesapları kapatıp, kendimi saklamam gerek. gerçekten bu şekilde rezil etmeye gerek var mıydı? o akşam, o çocuk kime ne yazdı. anneme mi gitti, babama mı gitti, çalışma arkadaşlarımdan birine mi gitti?

“arkadaşlarımdan uzak dur”

ben müptelası mıyım öyle bir herifle konuşmanın? evrende, en son yaşamak istediğim şeyi yaşattı bana. oluk oluk kustum.

korona’nın şakası mı olur? en sevdiğim insan hasta olacak ve ben, geçmiş olsun mu diyeceğim? babam şu an korona, hastanede yatıyor. her an haberi gelebilir, her an. halbuki bugünlerde tek ihtiyacım olan şey, yanımda olmasıydı. kandırıldım ve tuzağa düşürüldüm. o akşam benden beklenen, onun instagramına gitmem ve beni bloke etmesiydi lakin hastayım gel diyor, e geliyordum işte? arkadaşlarından birine ihtiyacım var, nasıl bulacağım seni?

ben o çocuğu şikayet etmeye utanırım. zaten hiçbir şey yapmama gerek yok, o çocuk kendi başını yer bu hareketlerle o coğrafyada. umarım, o da, onun yanındayken dikkat eder, kendine. ayrıca şikayet etmezdim, çünkü her şekilde olay onu bulurdu.

benim her şeyi anlattığım 2 kişi var. 2’side din görevlisi, kutsal bir iş yapıyorlar. başkası yok. 3. bir kişi yok. emanuel çok önceden uyardı beni sert bir dille. bu konu kapandı diyerek. becca’da dün, uyurken gelip, elimi tuttu ama ne dedi?

“bir daha aynı kişinin seni böyle üzmesine izin verirsen, burada başında oturup, elini tutmayacağım, yoruldum arkasını toparlamaktan. bu son olsun.”

ayrıca ben daha kararımı vermemiştim kendimle ilgili. tüm hayatını, oyuncaklarla, oyunlarla geçirmiş biri için fazla büyük oynanmadı mı böyle? ayrıca sevdiğim kesin mi? böyle mi kodlandım yoksa? sevmeye mi programlandım?

bu apayrı bir hayal kırıklığı. blok benimle konuşurken, bunu, yazılarımı okumak isteyen kişiler yapıyor sanıyordum. dünyamızı da kurunca, rüyada, çok mutlu olmuştum. hep diyordum süper bir yansıması diye. zaten oymuş. ortada mucizevi veya uhrevi hiçbir şey yok.

“hastasın biliyorum ama”

hadi diyelim, ruh hastasıyım veya o düşündüğün kişiyim. insan böyle bir şeyi, çevresine neden anlatır? yani bu insanın, hiç mi onuru yok, hiç mi ailesi yok, kariyeri yok. türkiye’de mezarım bile olmayacak benim! burada bir yerde gömüleceğim. dünya artık çok küçük, her yere gidecek bu haber. anneme de gidecek.

nasıl yaparsın böyle bir şeyi, nasıl yaparsın. senin olmayabilir ama benim bugünlere getirilmiş, değerlerim vardı. sadece sevdiğim için eğilmek zorunda kaldım.

sadece yeniden yanında olmakla başlayan bir hayal, nerelere geldi. ilk önce bloğumu yok etti, sonra da beni. sabahları acı içinde kalkıyorum ve aklıma ilk gelen şey ağlamak oluyor. bebeklerin bana, benim bebeklere ihtiyacım var. kesinlikle kaybetmek istemediğim bir işte çalışıyorum. sabahları ilaç almadan gidiyorum işe. bu saate kadar da, düşüne düşüne, köpürmüş deniz gibi oluyorum. ağrıdan da geberiyorum çünkü sırtım ameliyatlık. kötü geldi mr sonucu. çok kötü bir şekilde vurmuşum. sıkıntı var.

diğer işimi yakın zamanda kaybedeceğim. kovulmayı da istemiyorum. background check’te çıkıyor bunlar. way kamu işinden kovulmuş olacak, çocuk kalpli. cuma günü, etkinlik var, oradaki direktörüm, sana ihtiyacım var, lütfen beni ekme bu sefer diye, bir mail atmış. soğukta 4 saatlik bir aktivite. öncesi de var 2-3 saat. mahvoldum.

blake’e sarılarak geçiyor çoğu zaman. maskemi indirerek, burnumu ısırmaya çalışıyor.

neyse, blake devam edeyim. blake, emeklemeyi öğrendiğinden beri, sınıfı bize dar ediyor. artık yanıma geliyor, gel beni kaldır oyna benimle diye. ayağımın altında sürekli ve aşırı yaramaz. abisinden beter olacak. becky, abisi de aynı sevimlilikteydi buraya geldiğinde, senin gibi herkes şımarttı, şimdi herkes kovmaya çalışıyor, çok sevme bu çocuğu, geleceği düşün diye güldü. whatever it takes. benim bu, abisi de benim diyip, sarıldım ama iki gündür, zor zamanlar yaşatıyor bana. her şey aklıma gelirdi ama “blake yapma” diye bağıracağım aklıma gelmezdi. çöpe tırmanmaya çalışıyordu ama her şey öyle hızlı gelişti ki, çöp kafasına düştü. çöpün içinde de, yeni atılmış sulu yemek tabakları var. bebekler sevmedi bugünkü menüyü. hepsi kafasından aşağı döküldü. aldım yıkamaya götürdüm ama sırtım nasıl ağrıyor, eğilemiyorum. temizledim ettim. yeni kıyafetler giydirdim. uykuya yattı. bir uyandı. blowout. hem de saçına kadar. tekrar değiş, tekrar uykuya yatır. bir de kıkır kıkır gülüyor. hayır gülünce, kızamıyorum da. bari büyüme bebek ya. ne olursa olsun, ben çok mutluyum seninle. hayat veriyorsun. sana sarılmak, hayat veriyor.

üç kişi için ölmüyorum zaten, bebekler, sincaplar ve o. bana bir şey olursa, insanlar rahat bırakmaz. herkes üzerine gider. annem de var tabii. hatta o bu 3’lünün toplamından defalarca büyük. yazmaya gerek duymadım, değeri alçalır diye. o klasman dışı.

her şey daha da kötüleşiyor. çalışma arkadaşım maddy’nin babası hapse girdi. o da oraya taşınıp, babasının evine ve köpeğine sahip çıkmalı. 2 saat uzak gr’e. bugün gideceğim çocuk kalpli, üzgünüm, dedi. ahh maddy, ben de gidebilirim 1-2 gün içinde. bebeklerimiz ne olacak? kimin eline vereceğiz? benim de babam şu an çok hasta. en korktuğum şeylerden biri, virüs kapmasaydı. kaptı ve hasta. her an türkiye’ye gitmem gerekebilir.

okul da iyi gitmiyor açıkcası. 100 puanlık testten, 20 aldım. ödevden ise 50. çünkü ödevler 50 puanmış. 80 puanı kaybettim. üzgünüm hatırlamıyorum yazdım bir de. sınavı olaydan 1 hafta sonra oldum, ödevi 1 hafta önce vermiştim. fark net bir şekilde görünüyor.

ağrı, kalp acısı, endişe ve yıkıcı depresyon. şimdilik azaltıcı şeyler alıyorum ama bir daha refill olmaz hiçbir şey. biri benzo, diğeri narkotik ağrı kesici. işe giderken de, sakinleştirici alamıyorum. cehennem çukuruna düştüm yine. hiçbir şekilde bela okumuyorum, kavga sırasında söylediğim bana yakışmayan şeyler için de özür dilerim ama…

umarım 100 yaşına kadar, tek bir sağlık sorunu bile olmadan yaşar. umarım, ayağı bile taşa takılıp düşmez, sadece ne olsun biliyor musunuz? bu yaptığı için ömrü boyunca vicdan azabı çeksin. bu rezalet aklına gelmemiş, bir gün bile yaşamasın. her aklına geldiğimde de, kalbi sıkışsın, nefes alamasın.

ahım bu.

bu yapılanlar çok ağır. ben hala, o kucakta uyanıyorum. elimi kolumu oynatamıyorum, beni kalesine kapatması da tamamen onun elinde. hep susuyorum çünkü bir şey desem, oraya gideceğim. gerçek hayatta ben hala, saat 7.30’a yaklaşınca, tedirgin oluyorum. onun yüzünden, evden çıkamadığım günler oldu, seyahatlere gidemediğim zamanlar. onun hiç olmadı böyle zamanları, hep gününü gün etti başka ülkelerde arkadaşlarıyla.

“kimsin ya sen, ne hakla kendinde bu cesareti buluyorsun”

lafa bak. kendine sor. ben, bilgisayar programı yazarmışçasına, eğlenip, dalga geçtiğin kişiyim. geliyorum, yazıyorum çünkü bu şekilde hareket etmem isteniyor. her şey tamam da, çağırıp çağırıp kovmak nedir? ben mesela sen kimsin diyemem. çünkü kim olduğuna dair, en az 1000 sayfa yazdım. biri bile, bu mailin tek satırı kadar kötü değildi. kimim ben, sen yaratıyorsun, sen söyle! kimim ben!

bunu da sorun etmeyecektim ben, o şekilde benimle dalga geçilmeseydi. diyecektim ki, çok seviyor, ne yapayım, yapsın madem. girsin instagram’a. demek ki, peşinden gitmemi istiyor. yine de tuhaf çünkü buraya 1000 sayfa yazmışım. belki de daha fazla. yani bir insana bu yetmediyse, hiçbir şey yetmez.

onuru ve gururu benim için hala önemli. şimdi bana gelecekler, ya böyle böyle yapmışsın, doğru mu. cevap evet. her şeyi üzerime alacağım gururu ve onuru için. o lavuk benim sinirlerimi bozdu yoksa söylemezdim ona instagram’ıma girdiğini.

hala da giriyor. hani insan saplantılı olur ama olmayan bir insanın, bu denli özeline girmek için hangi cesaret gerekiyor? o kişinin, web sayfasındaki trafiği bile baidu denen saçmalıkla takip ediyor bu kişi. instagram’da zaten var. kim bilir daha neler var! beynini yönetiyor. her bloğu ama her bloğu saniyesinde okuyor.

dava açsam, hüviyeti alıkoymaktan hapse girerdi. türkiye’de değil tabii. ABD’de. yapar mıyım? asla. o yapar mıydı? kesinlikle evet.

bu kadarını hak etmemiştim. ne düşmanlarım oldu ama kimse bu kadar ileri gidemedi.

daha uzaklara gideyim, demiştim ya. kendi dünyamızda uyanırken bu olmuyor ne yazık ki. elinde resmen esirim. kaçamıyorum da. hipnoz olmuş durumdayım. içimde, sürekli barışalım kelimesi dönüyor. hadi ruh hastası da tamam ben olayım ama diğer kişi de kabul eder ne yaptığını, yardım alır umarım.

ne zaman dönsem, seni hep aynı çukurun içinde buluyorum. her defasında, elimi uzattım seni oradan çıkarmak için ama bu sefer, uzatmayacağım. ya o delikten kendi çıkarsın ya da orada yok olur gidersin..

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.