teacher in service day.

dünden beri, kendimi çok kötü hissediyordum. hem ilaç dozumu azaltmıştım, hem de geçen sene yaşadığım travmanın, tüm zor anları, yıldönümünde, zihnimde canlandı. onarılmamış bir yara bu. ne yazık ki, bu da hep kanayacak. çok zor birgündü dün ve bu sabah. önce araba kullanmakta başarısız oldum. kaza yapmadım ama yapmamam, tamamen şanstı. allah korudu daha doğrusu. yanlış yöne girdim. bizim çok meşhurdur, “one way” olayı burada. o tabelayı kaçırırsanız, bitersiniz. okulun yolunu unuttum aslında, sonra kare yapayım, aynı sokağa döneyim dedim ama yanlış yola girdim. karşımdan gelen aracı da görmüyor gözüm. aklım öyle dolu ki. son anda, adam kornaya bastı ve ben kaldırıma çıktım. kaldırım olmayabilirdi de. okula tam girdim, becca aradı. araba kullandın, sıkıntısız varabildin mi diye. sesim hala titriyordu ve ne yapacağımı bilmiyordum. anlattım olanları. öğlen de kreşe gitmem gerekiyordu. telefonda sağır oldum. öyle bir bağırdı ki, kapadıktan sonra ağladım. akşam, görüşürüz, dedi. görüşmemek için erkenden yatacağım şimdi. öldürür bu beni. period öncesi midir nedir, bugün ekstra sinirli. benden çıkaracak.

20 günden beri, intihar düşüncesi, hiç silinmedi kafamdan ama dün ilacımı azaltınca, açıkçası yapmaya karar verdim. kaza süsü verecektim ama aklım çalışmadığından, bir şey bulamadım. okuyana tuhaf gelebilir ama bana, başka seçenek bırakılmadı. aşamıyorum yaşadığım şeyi. aşabilirim gibi de gelmiyor. bununla yaşamak istemiyorum açıkçası. kaçmam da mümkün değil. bu da çaresiz hissettiriyor. ölüm fikrini düşünmeye başlayınca, rahatlama geliyor. acımı unutturuyor.

neyse ki, sonra kreşe gittim. bugün teacher in service günüydü. içeri girdiğim gibi, tüm sıkıntılarım çıktı aklımdan. sınıflardan birine, hepimizin ev sevdiği yiyecekler doldurulmuş. her zaman, kreşte bu türlü yiyecekler oluyor ama hepsi bir arada hiç olmuyor. herkesin sevdiği şeyler özellikle alındı bize sorularak. içerisi de komedi. herkes sınıflarında ama sadece bilgisayarlar açık. kendi sınıfıma bir gittim, maddy ile brooke, almışlar toplardan birini, voleybol oynuyorlar. yiyeceklerimi yedikten sonra, 3 kişi devam ettik voleybola.

brooke’tan hiç bahsetmemiş olabilirim. aramıza yakın zamanda katıldı ama maddy ile bizim kafamıza çok rahat uyum sağladı. bazen 3 kişi dans ediyoruz, bebekleri bırakıp. bir keresinde bir baktım, süpürgeyi kaldırmış, gitar gibi kullanıyor dans ederken. 20 yaşındalar ikisi de. ben de, fiziksel olarak 37 yaşında olsam da, ruhen onlardan bile küçüğüm, bilindiği gibi.

doktorum, bir kere daha klonopin refill verdi. nasıl yapabildi bilmiyorum ama probation süremi, en az 1,5 yıla çıkaracak bu durum. toplamda 3 yılı bulduğunda, ehliyetimi sonsuza kadar kaybediyorum. becca, en çok buna kızdı zaten. hem refilli duydu, hem de araba kullandığımı. aklını yitirdi.

üniversitedeki hocam, son verdiğim ödevi beğenmemiş. 0’ı basmak yerine, dersten sonra kal biraz konuşalım, yeniden yapmak için fırsat vereceğim, nasıl yapacağını bir kere daha anlatarak, dedi. nasıl görünüyorsam, anlattıktan sonra sarıldı bir de. teslim etmeden önce, mail de at, yeniden üzerinden gidelim, dedi. 4 sayfa istiyor. ben 1 sayfa özet geçmişim. şu an kolay değil, cümleleri üst üste koymak. çok zor konsantre oluyorum.

bugün intihar etmekten vazgeçtim işte, bunlar olunca. kreşteysem, zaten zaman güzel geçiyor. olmadığım günler, tehlikeli…

çocuk kalpli