stab childheart in the back.

bugün, sanki eşimle boşanmak istemiş, çocuklar için kalmaya razı olmuştum. tek cümlede böyle anlatırım yaşadıklarımı. ne tuhaf ya. bir kerede şunu yaşamasam. birini en başta hiç sevmem ama bir süre sonra, onsuz yapamam. şu anki okul direktörüm ile böyle olduk. aslında hiç kötü bir şey yaşamadık, bana o zamanlar da en nazik, en yardımcı olan kişiydi ama yılan beslediğini söyleyince, ben bir geri çekildim. ödüm patladı. yani facebook’tan, instagram’dan arkadaş olduk, yani ben kafayı yerim, sürekli o hayvanın fotoğrafını görürsem. daha büyük bir korkum yok.

dün, 3-4 aydır beraber çalıştığımız kişi, bana çok sağlam bir kazık attı. sırtımdan bıçakladı. önce bunun, yaşıtı olan kızla çalışmak istemesi diye düşündüm. 20 yaşında ikisi de. bir şey diyemem ama böyle demedi, seninle birlikte 8 çocuğa bakmış gibi oluyorum eve gidince, dedi.

ben istediğimde, gerçekten kırıcı olabilen biriyim. hele ki konu sevdiklerimse, kınadığım tüm yanlışları bile yapabilirim. bebekler benim her şeyim. sabahtan akşama kadar, deli gibi çalışıyorum ve onlarla oynuyorum. o sürekli bir şeyler atıştırıyor, çocuklarla fotoğraf çekiliyor. sorun etmedim. asistanım zaten. eziliyorsunuz. ilk ezen kişi değil beni.

durumu, direktör arkadaşıma anlattım dün gece. o da bu sabah, ilk iş ben gelince, odasına çağırdı. sonra da onu çağırdı. ben zaten, kalbini çok kötü kırmıştım tartışmamızda ama bir tur da o gitti üzerinden. en son, çocuk kalpli, buradaki en iyi ve en sevilen insan, harika da bir çalışan, bunu düzelteceksin, orası onun da sınıfı, dedi.

sonra, 20 yaşında arkadaşımız, bir daha bıçakladı beni. en yakın arkadaşı tarafından, 7 yıldır affedilmeyen birinden mi bahsediyoruz, sürekli bloke ediliyor bu insan, türkiye’deki insanlar alay bile ediyor, dedi.

ilk kurşun atıldı işte. kalbim durdu. kulaklarımda ses yok artık. görmüyorum da. başka bir boyuttayım, onları o an, dışarıdan izliyorum sanki. bununla birgün karşılacağımı biliyordum ama bu kadar alakasız birinden gelebileceğini düşünmemiştim. öyle bir evet, dedim ki, daha önce böyle acıklı ve boğuk bir ses tonum olduğunu bilmiyordum.

kim bilir, daha kaç kere böyle aşağılanacağım. hepsine de evet böyle oldu diyeceğim. başka türlü bir şey söyleyemem. sadece bir kere hata yaptım, seviyesiz bir insanla tartışırken, beni aşağıya çekti ve bana kontrolümü kaybettirdi. böyle biri ile, hayatta muhattap olmam sanırdım. insan sevdiği için, nelere katlanıyor.

olayı, sınıfımda paylaşmak zorunda kaldım, çünkü her gün ağlıyordum ve o görüyordu. çocuklardan biri ağlayarak sarılınca, ben de başlıyordum.

derdi kıskançlıkmış, benim hızlı ilerlemem, onu panikletmiş meğer. halbuki en başından beri, onun için çok daha güzelini istiyordum, benden bile başarılı olmalıydı. anne evden atmış, baba hapse girdi, babasının nişanlısı da ev masraflarını, buna ödetmeye çalışıyor, kendisi şu an erkek arkadaşının evinde yaşıyor. montu bile yok! erkek arkadaşı da 20 yaşında. pizzacıda çalışıyor. 20 yaşında, olacak şey değil bunlar hele ki böyle bir durumda hiç değil. gerçekten şu kızın hayatına, beyaz prens girsin, çekip çevirsin diye dua ettim.

hangi akla hizmet, 37 yaşına gelmiş birinin kariyerini, hayatını kıskanmak, onu ezmeye çalışmak. ABD’ye gelmeden önce, çok önemli mevkilerde, kariyerinin zirvelerinde olan insanlarla çalışmışım, hepsinin hakkımda iyi referansları var. beni istemiyor sınıfında, neymiş benimle çalışamıyormuş. hadi sorun etmeyeyim dedim, bebek mi yok, çocuk mu yok, tüm çocukları da kombine ediyoruz zaten, sayı durumuna göre. akşam eve geldiğimde, en az 50 çocuk görmüş oluyorum. ya bebeklere kötü davranıyor! çalışmadığım günler bile benim aklım hep orada. nasıl güvenebilirim ki sana, ben bu bebekleri seviyorum dedim en son. direktörün zaten bildiği bir şey, ilk vakası değil. ağzını açamadı. çok şaşırdı beni kızgın görünce, korktu, yüzüne de bakmadım bir an bile, dağıldı. benim gibi sürekli gülen, insanlara iyi davranan birinin, bu halleri dağıtır.

hem ayranı döküldü, hem de istenmeyen olanlar yaşandı. sonra, bunu iyileştirmek zorundasınız çünkü beraber çalışacaksınız ile kapandı konu.

rahatlamış olmalıydım normalde ama ben yıkıldım bu konuşmadan sonra. annemin doğum günü. öğle aralarımda onu arıyorum hep. bugün, aramayacaktım telefonda ağlayıp, gününü mahvedeceğim için ama aramamak da olmuyordu. anneme, durumu anlattım. annesinin, allah belasını versin, döverek, sevgi göstermeden atmış sokağa, sevgi ne biliyor mu ki, çocuklara versin, bak ben şu an babaanneyim, bilsem ki kreşte torunuma kötü davranılıyor, başlarına yıkarım o kurumu, o öğretmeni de mahkemelerde süründürürüm, dedi.

sonra bana üzüldü, büyüyemediğini biliyorum ama en azından insanlara güvenmemeyi öğren artık dedi, kapatırken telefonu.

bense, sadece 4-5 saat içinde, o arkadaşıma olan kötü hislerimi kaybetmiştim bile. nasıl bir psikoloji, ne yapmaya çalışıyor, gizli yardım çağrıları mı bu hareketler. en sevdiğim bebekleri kapıma getirdi, diğer sınıfta olmama rağmen!

fuck off.

böyle demedim tabii ki ama demem gerekirdi. neyse, bir şekilde çalışacağız artık. ona bu saatten sonra, kız kardeşim demem. yaptığım iyiliklerin de hiçbirini yapmam. umarım, hala hayatında güzel bir şey olur. çünkü ben uzaklaşmak istiyorum, hiçbir şekilde yanında olmayacağım artık.

normalde, uğraşamam böyle bir işyeri ile. ara ara, farklı işler yapmaya çalışmış, hepsinin insani olarak berbat bir durumda olduğunu görünce, kendimi yormamışımdır. bu sefer olmaz. artık o eski kişi değilim, kapıları sert çarpıp çıkan. kreş ve o bebekler de her şeyim.

bunu 17 yıl sonra, belki de ben hayatta yokken anlayacak olmaması ne kadar acı.

çocuk kalpli