blake?

her şey ama her şey, bizi bu evrene numaralar üzerinden bağlıyor. özellikle de, kendinden ve 1’den başkasına bölünmeyen sayılar (asal sayılar) arasındaki bağ, çok kuvvetli. bunu, hayatımın her anında hissettim bugüne kadar ama hiç dün geceki kadar sarsılmamıştım…

buraya geldiğimde, gördüğüm bir restoranına gittik dün akşam. çok açtım ve üzümlü kek neler yiyor diye çok da merak ediyordum. heyecan yaptım açıkçası. çok değişik şeyler görmedim menüde. klasik ortadoğu mutfağıydı ama söylediğimiz yiyecekler, farklı tasarımlarda ve tatlarda geldi. ayranımla birlikte, söylediğim kebabı yemeye başladım. her yudumumu da, yoğurda batırıp öyle ağzıma götürüyordum. öyle lezizdi ki, 2 dakika içinde, yoğurdun yarısı gitmişti. sonra birden bir sıcaklık bastı suratıma. ayağa kalkmaya çalıştığım gibi de geri oturdum. bana bir şeyler oluyordu. eşim ve mesut farkedince, yine de panik yaptırmamak için, ayranla yoğurt uyku yaptı, dedim. mesut, kasedeki yoğurt değil, mayonezli sarımsak diyince, zihnimde 3 kere yankılandı sarımsak kısmı.

aman tanrım benim buna alerjim var!

hemen kalktık. panikle, kaldığımız yere dönmeye çalıştık ama ben her 1 km’de bir aracı durdurup kustum. nasıl yattığımı bilmiyorum ama uyumuşum bir şekilde. şimdi daha iyiyim.

rüyamda, kucağında uyandım. senin yapacağın tatilin ben diyordu, üzümlü kek. haklıydı. rezil rüsva olmuştuk ama tutamadım dilimi. öğretenimiz yok, hayatımda en çok sevdiğim kişi, bu konuda profesyonel ama tek yararını görmedik, diyorum. benimle gezsen, ilk işim, elinden paranı almak olurdu, sözümden çıkamazdın diyor. canımı da verirdim üzümlü kek ama sen çağırmadın diyerek, kaleme gitmek için ayağa kalkıyorum…

gitme, bak kim burada, diyor. daha önce krallık’ta hayvanlar dışında, hiçbir canlı olmadı etrafımızda. sincaplar veya kuşlardır diye bakıyorum. gördüğüm şey ise blakeee!! bu imkansız, bu olamaz, zehirlendim dün gece, kafam karıştı, sen de dün çok sinirliydin, hapsedecektin zaten, kucağında olmam imkansız diyorum. bu olanlar gerçek değil diye haykırıyorum.

blake konuşmaya başlıyor. seni çok özledim, neredesin diye ağlamaya başlıyor. blake, sen daha konuşmaya başlamadın ki, diyorum ama konuşmaya çalıştığındaki ses tonuyla konuşuyor. beni niye bıraktın, hani kavuşmuştuk diye ağlıyor. canım diyip kollarıma alıyorum, unutuyorum üzümlü keki bir anda. sana bir şey mi yaptılar, neden beni bu kadar özledin diye soruyorum. evet, diyor uyumam için, kafamdan sertçe bastırıldım yer yatağına. sen hiç merak etme, döndüğümde soracağım hesabını diyorum.

üzümlü kek ile konuşmaya başlıyor. merhaba üzümlü kek, ben canuuumm, diyor ona. üzümlü kek de öyle şaşkın ki, öyle kalıyor bir şey söyleyemeden. sonra gelip, kucağına alıyor onu. o da sarılıyor. birgün seni ziyarete edeceğim ufaklık, diyor.

hala şoktayız ve anlamaya çalışıyoruz. blake’in doğum tarihi, bizimle alakasız. 3 ve 1 rakamlarına denk gelişine çok şahit oldum ama 4 nisan doğumlu. bunu düşününce, ben 2 ay erken doğdum. seninle aynı günde doğmam gerekiyordu, diyor.

ah çocuk. seni bu yüzden çok sevdim, demek. ben de, 13’ünde doğmayı başaramadım. 14’üne sarktım.

oturup blake ile oynuyoruz. bu krallığa gelen ilk misafirimiz. her yer de oyuncak dolu. çok seviyor blake. öyle güzel zaman geçiriyoruz ki, üzümlü kek ile küs olduğumuzu bile unutuyoruz. sıra dışı bir gece oluyor. bu sabah da mutlu uyandırıyor beni.

demek numaralar, en çok özlemlerde birbirini buluyor. uzakta kalanlar, birbirlerine böyle ulaşıyor…

sırtım azıcık da olsa iyileşmiş gibi. dün de yazdım, cildine kaynar su dökülen bir insan nasıl yandıysa, öyle yandık. dün gölgede, uçak bekledim. büyük uçak inmedi. st maarteen’in en ünlü aktivitesi, maho beach. insanlar, uçakların kalkış ve inişlerinde heyecan arıyor. uçaklar, kafalarının üzerinden geçiyor. inen uçaklar, fotoğraflar için iyi ama kalkan uçaklar, adrenalin manyaklarının tutkusu. gözümün önünde, 2 metre uçtuklarını gördüm insanların. uçağın motoru, kendini, kalkıp için ileriye atınca, arka tarafa basınç gönderiyor. mesut da bir kere yapmış. yüzüm gözüm yandı, beni de öyle fırlattı ki, vücudumdaki kumları çıkarmam 1 ayımı aldı, dedi. ben fırlatmasından ve kumdan korkmazdım, denize uçuyorsun sonuçta ama uçak motorunun basıncı ve sıcaklığında, yüzümü de yakmazdım açıkçası. işin bu noktası tam gerizekalılık. yapanların bir kısmı da, bu faktörleri bilmiyor muhtemelen. ben, uçak iniş halinde, gökyüzündeyken fotoğraf alacağım. biraz üzerimde olacak. dün beceremedik. hem renkler kötüydü, bulutlardan dolayı, hem de pazar günü olduğundan, büyük uçak inmedi. maho beach’in hemen yanındaki barda oturduk. gölgede bekledik. uçağı uzaktan görüp, fotoğraf için koştuk. bugün, bir daha deneyeceğiz. bakalım…

yarın, deniz turuna gider miyiz, hala büyük bir soru işareti. kaplumbağalarla bir daha yüzmek istiyoruz. keşke haşema denen şeyden satılsa bir yerde. bugün uzun kollu kıyafetlere bakacağım. yoksa, işimiz zor…

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.