ben artık, her çocuğum.

ilk defa bir bloğumu, günün sonundan, başına doğru yazacağım. eğer aksini yaparsam, bloğu yarıda bırakırım. çok yorucu birgün oldu. kreş tam bir çılgınlıktı bugün. tüm çocukların huysuzluğu üzerindeydi. bu nasıl oluyor biliyor musunuz? öğretmenlerin suratı asık olduğunda. ben bunu asla yapmam ama 2 gündür, odamı kirli buluyorum. işe 7’de başlamam gerekiyor ama ben 6.30’da orada olurum. kendimi motive ederim. akşam çıkışta, kapatanlar var. benim odam yapılmıyor. yapmayan kız da, ayrı bir tuhaf. hiç hakkında konuşmaya bile gerek görmüyorum ama güne 30 dakika oda temizleyerek başlamak, her an bir anne bebeği ile gelip, beni ve odayı böyle görecek korkusu yaşamak hiç hoş olmuyor.

uzun zamandır rüzgarı arkama aldım zaten. bunu buradan alın, dedim bugün. molalarda da geliyor. sınıftan çıkıyorum, yemeğimi almaya eve ya da yakındaki markete gidiyorum. 1 saat molam var. 20 dakikada alıyorum. binaya giriyorum yemek için. odam bebek ağlamasından yıkılıyor. hepsi de kırmızı ve morarmış. asistanımın da, gücü bir yere kadar. harika olsa da, 8 bebeğe tek başına bakamaz zaten. elinden geleni deniyor. tek bir şey yiyemeden, sınıfıma koştum. tamam, bebekler ağlar ama 1 dakikadan fazla ağlıyorsa, sıkıntı vardır. bebeğin başına, her şey gelebilir o streste. sorumlu da ben. onları sakinleştirdim. tek bir şey yiyemedim. bazen o tempoda, su bile içemiyorum zaten.

fire drill günü. bir tane de code adam olacak. yangın tatbikatı ve kayıp bebek. aynı anda ve sadece çığlık atılacak koridor da. çığlık da öyle gerizekalı bir şekilde atıldı ki, biri birini dövüyor diye çıktım kapıya. zaman var. 30 saniye içinde, bebekleri dışarı çıkarmalıyım 2 yatakla. içeride yangın yok ama dışarı da kesinlikle var! bebekler stres de yapıyor. yanıyoruz güneşin altında çünkü kayıp çocuğu da arıyoruz. çocuğu da maddy kaçırmış. sırf güneşte yanalım diye, bizi bekletmediyse ne olayım. william’ı almış. panikle, gerçekten bulunmuyormuş. bunu da görmüş olduk. okulda olduğunu bildiğimiz halde, delirdik.

pazar günü, babalar günü. kreşte hediyeler hazırlamamız gerekiyor. benim bu el işi becerileri de, başlangıç seviyede. üzümlü krallık kartları bastırmaya karar veriyorum. astral boyutta, bir his vardır. yükselmeye başladığınız an, siz artık her şeysinizdir ve her yerdesinizdir. moleküllere ayrılırsınız, sıvılaşırsınız, buharlaşırsınız ve her yere dağılırsınız. ilk deneyim yaşayanlar, gerçekten panikler bu yaşandığında. bedenine geri dönmek ister ve arada kalır. geçici bir durumdur, bir süre sonra alışırsınız.

bugüne kadar, bunun gerçek hayatta bir karşılığı olacağını düşünmemiştim hiç. kartlara baktığımda, farkettim ki uyuyan bendim, uyuduğum yer de üzümlü kekin kalbiydi ama hepsi babalarına, her zaman kalbinde uyuyacağım diyordu bu kartlarda. ben artık, her yerdeydim. ben artık her çocuktum. ben de bu kalpte uyuyacağım. uyuyorum da…

bloğun devamı kavga içerir…

uyuyordum daha doğrusu. kalemin duvarları yıkılıncaya kadar çıkmadım. ben de sinirliydim ve hiç hoş şeyler yaşanmayacaktı. gidecek hiçbir yerin yok, sadece ben varım diye bağırınca, kendimi tutamadım ve kavga etmeye çıktım.

peki tam olarak nerdesin? sana gelebiliyor muyum ki? seni görebiliyor muyum ki? duyuyor muyum? allahın belası, sen benden ne istiyorsun diye bağırıyorum.

gördüklerin var, onlar bu sıkıntıyı çözüyordur, diyor. vazgeçilmezimiz, ad hominem. bree’yi kastettiğini anlıyorum. o da zaten, arana mesafe koyuyorsun, hiçbir zaman kalmaya gitmiyorsun, her gün de aramıyorsun onu, diyor. içimde kötü hisler var, zaten beni de anlatmadın ona, diye ekliyor.

ikimizin de anaokulu öğretmeni olduğunu, unutuyorsun. şakası bile yapılmaz, seninle yaşadığım şeylerin. bree, işi bıraksa ne olur, 2 günde bir gelip, kreşteki çocuklarını görüyor. 3 yaş grubu büyütmüş. ayrıca, bree’nin tek yaptığı, senin yaptıklarını onarmak oldu hep. nedenini bilmiyor ama biri olduğunu biliyor. yani, ne olduğu belli olmayan biri de değil. senin sevginle veya aşkınla alay etmeyecek, karakter sahibi, ilk konuşmada saygı duyulan biri ama fena fikir değil aslında, bunları söylerken bir hayranlık gelmedi değil

diyorum, kızdırmak için.

vuruyor. en az 20 metre fırlıyorum. düştüğüm yerde de, ayağa bile kalkamıyorum. beyin sarsıntısı sanki. fena fikir dediğin yer için vurdum diyip, hapsediyor. dediğim olacak, bitti o yakınlık, yoksa hep orada bırakırım seni, acımam, ayrıca doğum gününde de tek kadeh içmeyeceksin, diyor.

sadece ağlıyorum artık…

uyanmaya çalışıyorum. birkaç yıl olmuyor. sonra altıma işediğimi fark ediyorum. korku içinde hemen uyanıyorum. böyle bir şeyi hiç olmadı hayatımda. en son çocukluğumda olmuştur olduysa. işemiyorum ama sevmediğim hatta nefret ettiğim bir şey oluyor. uyumam imkansız artık. çok üzülüyorum.

günün geri kalanında, kas ağrısından ölüyorum ve en başta yazdığım olaylar oluyor.

yine de mutlu olacak, bir sürü bebek gülüşü, her şeyi unutturuyor.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.