cradle song çalınca.

minniapolis’e ulaştım. saat 3’teki uçağımı bekliyorum bir restoranda. bir an önce eve gidip, sıcak bir duş aldıktan sonra, kendi yatağıma yatmam lazım. kek de böyle istiyor. çok kızdı dağda geçen şeylere. ben de kızdım. dağ işi, planlarımda yoktu. dağa çıkmayı seviyorum, koşarak çıkmak bambaşka bir zevk ama, sonunda dağda kalınmayacak. kaldığımız yer, en iyisi bile olsa, dışarı çıktığımız her an, sinekler yakaladı beni. her yerim alerji oldu. kötü kokulu bir yerde, günlerce soğuk duş aldım yani yine yapılır da, delisi değilim. zaten yüz kremlerimi de unuttum. cildim kötüleşti güneş altında.

bana sormadın, ne zaman hayır diyeceğimi bildiğin ama kesin gitmek istediğin bir yer olunca, sorulmuyor bana, vermont son olsun, bundan sonra her şeyi soracaksın ve bugünden itibaren to do list eksiksiz geçilecek, ayrıca 9’u beklemek yok, 9 sadece başaramıyorsan daha öncesini, ah bir de cradle song’u görürsen, inception filmindeki, insanları uyandıran şarkıyı düşün, seninki tam tersi, gördüğün an yatman gerekiyor, diyordu…

bazen 6’da uyumak istiyorum ama yapmak zorunda olduğum şeyler oluyor üzümlü kek…

her gün 4’te çıkmıyorsun işten, diyor.

doğru ya, hacklendiğimi unutmuşum diye cevap veriyorum kafamı eğerek..

sadece olması gerekeni yapıyorum, daha önce yaşadıklarımızı yaşamayalım, seni koruyayım, kaybetmeyeyim diye yapıyorum, her şeyi de hacklemedim daha giremediğim çok şey var diye gülüyor.

ya benim diyesim geliyor ama hiçbir kavganın faydası olmadı bugüne kadar. iyinin de olmuyor ama kavganın sonundaki üzüntü ve stress daha büyük. kendi hayatımı da etkiliyorum. tamam, iş kavgasında haklıydım ama çok daha sakin olmalıydım. geldiğin yere bak, yaptığın işe bak oldu. iş hayatında, bu kadar, duygusallığa yer yok.

diğer bir yandan, dinsizin hakkından imansız gelmiş ben yokken. maddy, bir güzel üzmüş bana uyarı notu aldıran asistanların ikisini de. birine, biz aylarca dil problemi olmadan çalıştık, sokak ingilizcesini bilmiyor, bilmesi de gerekmiyor demiş. ötekine de, çocuk kalpli sevgi doludur ama kötü yanına gelmeyi hiç istemezsin, diye gözdağı vermiş.

hayat, bana, en kötünün maddy olmadığını gösterdi ya, başka bir şey demiyorum. en kötümüz eğitim menajerimiz. tam bir pislik. kötülüğün vücut bulmuş hali. meleğim diye de ortalarda geziniyor. bizim tanıştırılma cümlemiz neydi biliyor musunuz?

bu çocuk kalpli, kreşin, en ince ve iyi insanıdır…

orada bitti bizim için. artık hiç görmeyeceğim bile, ne onu ne de başkalarını. ben huzur bulduğum bir yerdeyim. bebeklerin öğretmeni bile olsam, tüm gün onlarla ve oyuncaklarla oynayan bir çocuğum. değerli bir hazinem var ve zamanım da çok kısıtlı. bu bebeklerin ve çocukların, sadece geçici durağıyım. anneleri her an başka bir karar verip, onları kreşten alabilir. blake, 1 günde tarih olabilir. annesi yakın arkadaşım değil. benimle bir daha görüşmeyebilir. kalsalar bile büyüyecekler, blake başka sınıflara gidecek. hepsi gidecek.

bree bile yaptı. john da gitti elimden. john’u ne kadar severdim. kendin gitmen sorun değil de, çocuk vardı durumu oluştu. bir süre sonra, gerçekten böyle hissettim. sadece john’u özledim. benim derdim zaten bree değildi, başkaları da değildi. sadece, üzümlü kek gibi arkadaşlarım olsun istedim.

beceremedim.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.