i love you honey.

kış döneminin ilk günü, üniversiteye gitmeyerek, sanırım benden uzun süre bir halt olmayacağı sinyalini alıyorum bu sabah. bree’yi anlayarak geçti dün gecem. kreşten ayrıldıktan sonra, neden sessiz kaldığını anlamıştım. öyle bir bunalıma giriyor ki insan, bebeklerden, çocuklardan ve ailelerinden, o müthiş sıcak ortamdan ayrılınca, ölmüş gibi hissediyorsunuz.

bir sabah artık yapamıyorum diye uyandıktan sonra ben, gerçekten yapamayacak halde olduğum için, işi bıraktım. kaba bir insan olup, hıncımı insanlardan veya bebeklerden çıkarabilecek biri değildim, eğer devam etseydim iş artık iyice çirkinleşecek, kötü insanlara savaş ilan edecektim. soğuk savaş daha mantıklı geldi sonra.

dün gece ilaçlarımı aldığımı düşünmüştüm. meğer, maç sevinci ile unutmuşum. gece uyuyamayınca, maç yüzünden biraz yükseldiğimi, heyecanlandığımı ve bulunduğum gecenin tadını, komik şeyler okumak için çıkardığımı düşünüyordum. yanılmışım.

aklımı kendime bile veremiyorum ki.

evde, odamda çok zaman geçirmem, enish’in ailesinden, ya kardeşi ya da çocuğu olduğunu düşündüğüm bir sincabımla her gün biraz daha yakınlaşmama neden oluyor. bu sincabın, diğerlerinden bir farklı var. hayvana seslendiğim an, kedi gibi geliyor. enish ürkek adımlar atardı.

şimdi, o adımları ben atıyorum ona. enish öldükten sonra, geçirdiğim psikolojik travmalar da öyle kolay değildi. sincap sevmek gerçekten çok güzel, bu hayvanla haşır neşir olmak çok mutluluk verici ama evcilleştirildiklerinde, gidip yollarda geziyorlar, insanlara güvenip.

ama dün gece yatakta dönerken, bir dileğimi gerçekleştirerek ayrıldığımı farkettim yaşadığım uykusuzlukla….

her şey lucas ile başlamıştı ve lucas ile bitmeliydi. son gün planımı yaparken, en son lucas ile dans ederek çıkacaktım. güne de blake ile başlayacaktım. annesinin bir gün önce, ah pijaman ne güzel diyip, sıcacık sarılması sanırım biraz dikkatimi dağıttı çünkü cuma günü de babaları sabah geldiğinde, çocukları yanıma getirip, bir kez de o sarıldı. güne blake ile dans ederek başladım. sadece onunla da değil, tüm sınıf benim yetiştirdiğim ilk bebeklerdi, simon da oradaydı. komik müzikler açıp oynadık ilk. maddy’nin 1 saatlik molası için oradaydım. son 10 dakikada ise, yorulmuş, üzerimde oynamalarına izin vermiştim. ilk blake tırmanmıştı ve sarılmıştı bana. ağlamaya başladım ve sonra, haisley’e (başka bir çalışan arkadaşım) anlamlı bir şarkı açsana demiştim.

strangers on the night’ı açtı. blake ile her zamanki gibi dans etmeye başladım. ağlamak istemiyordum çünkü birazdan maddy girecekti içeri. sonra blake gözyaşlarımla oynamaya başlayınca (bunu her defasında yapar) biraz güldüm yeniden ama sonra blake’i indirmek zorunda kaldım ve ağlayarak çıktım oradan. maddy’nin gelişini zor bekledim. veda etmek, çok acıydı. özellikle blake’e elveda demek çok zordu. şarkı da dağıtıyor zaten.

saat 10.30 gibi, moralmen çökmüştüm böylelikle. çok daha fazla sınıfa girecektim ama böyle ağlayınca, eve mi gitsem diye düşündüm. tabii kendi sınıfımda zaman geçirmeden gidemezdim. infant 1, infant 2 molalarına da girdim. öğlen 2 gibiydi. sabah vedalaştığım aileler ve bebeklerin, alınış saati başlamıştı. o gün erken gelinecekti çünkü ertesi gün yeni yıl gecesiydi. aileler, yollara dökülecekti erkenden. yapamayacağım, ben kaçıyorum, dedim. sonra, tam çıkarken, front desk’e mesaj geldi bir odadan, makas isteniyordu başka bir sınıftan. bunu da hallet, çık dediler. büyük çocukların yani 2 yaştan sonrasının, uyku saatiydi. early preschool ve preschool birleşmiş, beraber uyuyordu o gün. makasları isterken, tek bir çocuk uyumuyordu. normalinde ilk uyuyan çocuk, o gün ayaktaydı!

lucas! beni görünce, zıpladı yer yatağından. gelip bana sarıldı. ben de sarılıp, tekrar yatağına yatırdım, öpüp üzerini örttüm. i love you honey diyip ayrıldım ama bir kelime daha edemedim, bağırarak ağlayacaktım. sınıfın öğretmeni hemen koştu yanıma, o sarıldı. çok disiplinli bir öğretmendir, normalde hem lucas’a hem bana çok kızar bu davranışım için, lucas artık 3 yaşında bir çocuk, bir bebek değil. farklı davranılması gerekiyor ama öğretmeni de, sürekli cezalandırıp, yanında oturtuyor. ayrılmadan birkaç gün önce, o sınıfa uğramıştım. lucas da benim gibi ağlıyordu ben veda ederken.

her şey onunla başladı ve her şey onunla bitti.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.