yaz noeli.

doğum günü hediyelerimi açmak için, mutlu ve sakin bir günü bekliyordum. yani modumun iyi olması lazımdı ve son zamanlarda değildi. yüzüne bakasım bile yoktu. bree doğum günüme gelememişti, eşinin de doğum günü olduğu için. sonrasında da, soğukluk girdi zaten. üzümlü kek, bree’yi istemiyordu. artık yazışmıyoruz ama hediyesi çok güzelmiş. buzdolabı magneti almış. bir avuç içi…

call in sick.

2 gün rapor aldım dün gece. bademciklerim şişmiş. çok fazla dondurma annecim. bugün, dinlenirim ama yarın ne olursa olsun işe giderim. saat 8 bile olmadı ama arkamdan dedikodular başlamıştır, dün çok içmiştir uyanamamıştır diye. yani böyle de bir ortam var. yalan yanlış birisi ortaya bir şey atıyor, 2-3 saat içerisinde tüm sınıflara gidiyor bu yalanlar….

parade.

hayatımın, içinde görevli olarak yer aldığım ilk parade’i. 2 yıldır yapamamıştık. normalde her 4 temmuz sabahı, becca’larda buluşur kahvaltı yaparız. sonra çocuklara şeker dağıtmak için, parade’de yerimizi alırız. bu yıl ben de, kırmızı beetle’ımla katıldım. çok zevkli oldu açıkçası. insanlar sürekli el salladı ve arabana bayıldım, dedi. araba değil, oyuncak zaten. içine 2 kişi sığıyor….

happy 4th of july.

3,5 yıl, gece gündüz koştuktan sonra, tek adım bile atamayacak hale geldim. onun açısından bunu kabullenmek zor. dünya üzerinde bir sevgi ile sevildi. inanamıyor. bu sürenin ilk 2,5 yılı, orada okuduğunu bile bilmiyordum. çok zor zamanlar geçirdim ama her defasında, ona yeniden sarılmanın bir yolunu buldum. seviyorum dedim, başka kimsem yok dedim. o ise, asla…

hollyhock parade.

yarın için çok heyecanlıyım. hollyhock parade’de yerimi alacağım kırmızı beetle’ımla. arkamda insan korteji olacak, çocuklara şeker ve çikolata dağıtmak için. hayatımın, şansıma güldüğü bir an oldu, bu arabayı alışım. hemen aldıktan sonra, wv artık üretmeyeceğini söyledi. diğer beetle’lardan da bir farkı var. içi custom job ve motor turbo yani çok hızlı hızlanıyor. aracın değeri de…

starting at 3.31

yılın ilk 6 ayı için, çok güzel şeyler söyleyemem. bir konserve kutusunda, kapağımın açılmasını beklerken, her gün, daha da çok sıkıştırıldım kapalı kaldığım yerde. böyle hissediyordum. haziran ayı ise, yavaş yavaş açmaya başladı, sıkıştığım kutuyu. dogum günü haftamdan beri de, eski neşeme kavuştum. bunu da, evin her yerinin, düzenli olmasından anlıyorum. noel’den beri, hiçbir şeyi…

the white hen’s cradle song.

hissediyorum, hala bir yerlerde doğum günü kutluyorum. dün akşam 4. kez doğum günümü kutladık. daha hediyelerin çoğunu bile açamadım. bir süredir çok yoruluyorum zaten. dün de aile kutlaması yaptık bir kez daha. bugünden itibaren, tüm uyuyamadıklarımı uyumam gerekecek. neyse ki eve erken gelip, birkaç işimi halledebildim. ilk fizik tedavimi ilk çıkışı ayarladım ve daha iyi…

god bless this child.

bugün de, bu küçük adamın vaftizi ile geçti günüm. fotoğraf bana ait. çok başarılı, insan fotoğrafları kesinlikle çekemem ama bebekler için farklı sanırım. harika bebek fotoğrafları çekiyorum. alışılagelmişin dışında, simon, anneannesinin gelinliğinden yapılmış bir elbise giydi. annesi aynı gelinliği giymiş. sonra da ablası ile simon’un vaftiz giysisi oldu o elbise. kız çocuğu değil, simon. çok…

kennedy time.

dinlenmeyi başaramadığım bir hafta sonu daha. dün, gittiğim yerlerden bir türlü çıkamadım. birazdan da hazırlanıp, vaftize gideceğim. onun da sonrasında, ev partisi var. eşimle dün tartıştık. hafta içi onlarlasın zaten, şimdi bir de hafta sonlarımı diye, kıyameti kopardı. üzümlü kek de, çok kızgındı rüyamda, o, kıyametin, daha beterini kopardı. aslında ben olmalıydım ama olamadım her…

hardest week is over.

bugün eve girişim, uzun bir tatilden sonra evimin beni karşılaması gibiydi. öldüğüm, yorulduğum, korktuğum hafta bitti. geçen hafta sonu, dinlemediğim için, çok zor geçeceğini düşünüyordum. geçti de aslında. dün, dinlendim eve gelip, bugün de erken çıktım. bir de hafta sonu var. enerjimi yeniden kazanacağım. hala gitmem gereken, 1 mezuniyet, 1 doğum günü, 1 vaftiz var…

take me as i am.

eşimin babası taşınırken, eski kitapları ve oyuncakları bana getirdi, kreşte kullanmam için. kitapları kullanıyorum ama oyuncakların hiçbirini götürmeye niyetim yok. bu kreşe götürülür mü? bununla ben oynamalıyım. elime aldığım an, öyle uzaklara, öyle gerilere gittim ki. bunlar çok eski legolar. sanırım 90’larda aldık evimize bu seriyi. bu da bu akşamki sakinleşme sebebim. yeni bir oyuncağın,…

no power.

hafta içi 5 gün kreş basıp, hafta sonu da, onların doğum günlerine, vaftiz törenlerine, mezuniyet kutlamalarına gitmek. baktığım yerde uyuyorum şu an. akşam eve geliyorum, yemek ve yatış. başka hiçbir şey yok. ne yazık ki haziranım böyle. temmuzum da. hatta ağustos da. en azından eylül kesinlikle değil. fiziksel tedavime başlayabilirim, ona da hala başlamadım ama…

best birthday ever.

dün, hayatımın en güzel ama en güzel, doğum gününü kutladım. hazırlıkları çok yordu. işten gelip, gece geç saatlere kadar hazırlık ve alışveriş yapmak, kolay değildi. hazırlıkların ise, en güzeliydi. çocuk havuzunu doldururken, günün en güzel güneş ışıklarını yakalayıp, bahçemde gökkuşağı yaptım. çimleri keserken de, sincap ve tavşan yuvası buldum. makinanın sesini duyunca, yavruların hepsi fırladı…

ben artık, her çocuğum.

ilk defa bir bloğumu, günün sonundan, başına doğru yazacağım. eğer aksini yaparsam, bloğu yarıda bırakırım. çok yorucu birgün oldu. kreş tam bir çılgınlıktı bugün. tüm çocukların huysuzluğu üzerindeydi. bu nasıl oluyor biliyor musunuz? öğretmenlerin suratı asık olduğunda. ben bunu asla yapmam ama 2 gündür, odamı kirli buluyorum. işe 7’de başlamam gerekiyor ama ben 6.30’da orada…

uyudum, uyudum ve uyudum…

hayatımdaki bayramlara, doğum günümü de ekledim artık. cumartesi günü, öyle büyük bir parti veriyorum ki evimde. çok da uğraşıyorum çocuklarım ve bebeklerim için. nasıl heyecanlıyım, anlatamam. noel gibi de olacak, şimdiden bir sürü oyuncağım oldu bile. eşim yeni bir lego set almış. bununla çok özel bir günde oynayacağım. eşimin annesi de bunu: bu oyuncağa, arabamdan…

happy birthday childheart.

bu sefer, kutlamalar, kreşte başladı. kreşte de bambaşka oluyormuş meğer. dün, başka bir kreşten saati 22 dolara, iş teklifi aldım. yani insan, ister istemez düşünüyor bazı şeyleri ama kararım çocuklarım oldu. sevgi, parayla alınabilen bir şey değil. bebeklerimden ve çocuklarımdan ayrılırsam, kanser olurum. çocukların doğum gününü, nasıl kutluyorsak, benimkini de öyle kutladık. hafta sonu gelemeyecekler,…

judas’ın öpücüğü.

isa’nın havalarilerinden biri olan judas, bir kese gümüş altına isa’yı satıp, onu askerlere teslim eder. o zamana kadar isanın kim olduğu gizlidir. judas, isa’yı herkesin için de öper ve böylelikle isa yakalanır. bu gerçek hikaye. bir de bunun günümüzdeki versiyonu var. boğalar, matadorlar tarafından öldürülür arenalarda. gerçek bir vahşettir. boğalar sürekli tribünlere kaçmaya çalışır, kılıç…

birthday party preparations.

döndüğümden beri, yatağımdan dışarı çıkıp, duş bile alamadım ama haftaya cumartesi günü, verdiğim doğum günü partisi için hazırlıklara başladım. kendi yaşıtlarımdan çok, miniklerimle ilgileniyorum. onlar zaten sadece içmeye geliyorlar ama minikler öyle mi, çocuk kalpli kesin bize bir şey hazırlamıştırı bilerek geliyorlar. bugün, onlar için aldığım oyuncaklardan bazıları: olay 4th of july kutlamalarına devam edecek…

ben işte.

uçaktayım ama uyuyamadım yine. sanırım, içtiğimiz şeyin içinde, çok alkol yoktu. tek derdim, bir an önce eve varıp, kendi yatağımda uyumak şu an. gerçi yarın da bir şey yapmam gerekiyor. kreşteki bebeklerin, birinin annesi hakimdi ve bana ehliyetimi geri alabilmek için yardımcı olacağını söyledi. dava sonuç örneği buldum, yarın işlem yaptıralım, gel, yazmış. onun için…

new teddy bear.

yazın geri kalanında, güneş yüzü görmek istemiyorum. bu tatil sonrası ise, başka bir tatile ihtiyacım var dinlenmek için. yola çıkıyoruz bugün. ortalama seyahat sürem 12 saat. şikago’ya vardığımız gibi, araba ile devam edeceğiz. 3 saat daha yani uçaktan sonra. mesut’un verdiği ayı ile yattım dün gece. aynısının küçüğünü, üzümlü kek almıştı. tatil ile ilgili, en…

make it count.

manyak bir horoz tarafından, sabah 4’te uyandırıldım ve deli gibi uykum vardı. yine de bugünü, epik bir şekilde bitirmem gerekiyordu. dün, hiç bir şey yapamamıştım. tüm gün yatmıştım. iki kişi tarafından yatırıldım. bugüne kadar, bu, hiç olmamıştı. ben de anlayamadım, şoka girdim açıkçası. başta taklit yapmaya çalıştığım şey, beni sadece dakikalar içinde, gerçek bir paniğe…

save the date!

olmadı denilen birgün. çünkü gerçekten olmadı! panik içinde bir sabah sonrası, akşamüzeri yatağımda, ne oluyor, bana ne oldularla kalktım. sonradan hatırladım, eşimin sabah sakinleştirici verdiğini. ilginç bir andı, hiç bilmediğim bir odada, tek başıma yatıyordum. anımsayamadım. anlam veremedim, nerede olduğumu hatırlayamadım. dışarı da çıkamadım, çünkü kapım kilitlenmişti. peki ne olmuştu? gece, hayır dediğim hayır demek,…

maho beach experience.

güneş yanıklarım, bugün daha iyi durumda. hala acıyan yerler çok ama sarı kabarcıklar, gitmiş durumda. dün ve bugün çok güneş olmaması da yardım etti buna. adanın, sadece fransız kısmından yararlanıyoruz bir şekilde. daha çok sevdik. kahvaltılarımız croissantsız geçmiyor. okyanusa karşı onları yiyoruz sabahları. kendimizi şımarttıkça şımartıyoruz sanırım. ama tüm bunları, sonuna kadar, hak ettiğimi düşünüyorum….

blake?

her şey ama her şey, bizi bu evrene numaralar üzerinden bağlıyor. özellikle de, kendinden ve 1’den başkasına bölünmeyen sayılar (asal sayılar) arasındaki bağ, çok kuvvetli. bunu, hayatımın her anında hissettim bugüne kadar ama hiç dün geceki kadar sarsılmamıştım… buraya geldiğimde, gördüğüm bir restoranına gittik dün akşam. çok açtım ve üzümlü kek neler yiyor diye çok…

1,2,3.

biafine diye bir krem arıyoruz. sadece o iyi gelirmiş. bakmadığımız yer kalmadı. nerdeyse, ilan vereceğim, elinde olan 100 dolara bana satsın diye. sürekli soğuk duş alıp, değişik değişik kremler deniyoruz. sonuncuyu sürerken eşim, acıdan altıma işedim birkaç damla. ben ona sürerken, o da bağırdı. bir yat turuna çıkalım dedik, hayatımız kaydı. bir tane daha, ayarlamıştık…

cul de sac, sint maarten.

dün yat turu, çok güzeldi. gerçekten ama gerçekten, hayatım boyunca, tanık olduğum en güzel deniz gezintisiydi. gerçi fethiye’nin bazı yerleri, dünyada hala tek benim için ama ben çok eğlendim dün. en çok da kaplumbağalarla yüzerken eğlendim. bugün ise, bir takım başarısızlıklar söz konusu. sabahtan beri ağlıyoruz. ikinci derece yanıkla mücadele ediyoruz. sevimsiz, küçük iltihap balonları…

sint maarten – catamaran trip.

sonu, every shower best shower ever ile bitmesi gereken bir günken, güneş yanıklarım sayesinde, o duşu bağıra bağıra aldım. keşke 1-2 gün güneşin altında dolaştıktan sonra bulaşsaydık bu yat işine. çok zevkliydi ama kaç günde çıkar acısı bilmiyorum. en güzel anlarını, fotoğraflayıp videoladım bugünün. genelde fransız koylarında durduk. kendi kendisini anlatan bir blog olacak bu…

touched to sand.

ayağımın, karayip kumlarına ilk bastığı gün. her ne kadar, öğle sıcağının geçmesini beklesek de, buranın nemi, öldürdü bizi. kendimizi gördüğümüz ilk denize attık. çok karmaşık geldi burası bana. ne zaman hollanda, ne zaman fransa tarafında olduğumu anlayamıyorum. bir şey alırken, ne kadarsa, ne kadar diyip ödüyorum. ikisi de ab ülkesi olmasına rağmen, birisi yerel para…

coming out of her shell.

kuma basıp, denize atlama günü. fotoğraflarını görüp, keşke orada olsam dediğim yerlere gitme günü. tatil, resmi olarak dün akşam yemeğinde başladı. fransız bir restorana girip, yerel martini’yi yudumladığımda, sonunda tatil moduna girdim. hala fransa’da hissediyorum kendimi ama. özellikle kapının girişinde, beni wölkam diye karşıladıkları zaman… içinde sadece alkol yok, yerel bitkiler ve meyveler de var….

french part.

hiçbir güç, beni odamdan ve yatağımdan çıkaramaz şu an. tek katlı bir yerde kalıyoruz ve iguana’lar, sürekli etrafta. 4 gün burada kalıp, kalan 5 günü, başka bir yerde geçirmemiz gerek. kaldığımız yerle konuşmayı deniyoruz şu an. beğendiğim bir yer vardı. oraya gideceğim. zaten psikolojim iyi değil, ne yazık ki sakinleştirici ile bitti dün, bir de…

st maarten – çocuk kalpli girişi

adaya, tam bir çocuk kalpli girişi yaptım. öncelikle, ne abd’de ne burada, herhangi bir aşı veya pcr belgesi sorulmadı. sadece seyahat etmeden önce, ehas denilen bir sistemleri vardı, orada covid için, 15 dolar ödeyip, sağlık sigortası yaptırıyordunuz. başınıza gelirse adada diye. o kadar. yani onca, sıkıntı stres boşa çıktı. zaten yaptırmadan gelseydik de, sınır kapısında…